İsyanım halkımın vicdanı adınadır.

"/Neler çekmiş halkım / Türküler şahit/"
İlhan Berk

"Klasik" diye adlandırdığımız, yaptığımızı dile getirirken de aman "klasik"liğe düşmeyelim diye "klasiktir hani" diye başladığımız cümleler vardır, klasiktir onlar.

Ben bazılarını severim ve harcadığımızı düşünürüm onları tırnak arası klasiklemelerimizle. Dün Dost Kitabevinde -bir ad bir dükkana ancak bu kadar yakışır- hevesle sarılıp daha orada okumaya başlayıp, sonra koştur koştur bindiğim otobüste sıkış tıkış okumaya devam edip sonra evde odama kapanarak bitirene kadar okuduğum kitabınızdan söz etmemiz gerek sizinle, bu klasik de olsa öyle. Ve evet kastım gereklilik. Bu hem bana gerekli hem de sana Ece Abla. Yok öyle 16 yaş lise talebesi değilim, 23 yaşındayım, Bilkent Uluslararası İlişkiler mezunuyum, Koç Üniversitesi Uluslararası Siyasi Ekonomi yükseklisansı yapmaktayım. Ailemde diplomat, yazar,işadamı türünden çokça okumuş, çokça görmüş geçirmiş kimseler yok. Gerçi bir amca varmış, şimdi unuttuğum ismi bazen konuşma aralarında itibarla ve hafif gösterilmeyen ilgiden ötürü kırgın cümleler içerisinde geçer, hah Bünyamin Amca. O biraz zenginmiş heralde, ama hepsi bu. Bir tek babacığım vardır, elinde kitap gördüğüm çocukken. Anlatmadığı gençliğinde sağcı olduğunu bilirim, söylendiği için inatla hep "Cumhuriyet" okudum gözünün önünde yıllarca, satır satır hem de; ama internetten takip ettiğim "Yeniçağ" yazarlarını aslında hep daha bir çok sevdim,daha sıcak ve halktan gördüm. Sol ve sağ bende bu iki gazetenin temsiliyle şekillendi babamdan ziyade. Ve o yüzden solu hep biraz fazla söylemsel, hem halktan kopuk -bir klasik söylem daha-, hep beyaz gömleğine çamur sıçraması tedirginliği içinde, hep biraz fazla pipolu ve kravatlı gördüm, sağın gömleğinin ilk düğmeleri hep açıktı, daha heyecanlıydı, çocuktu, "delikanlı"ydı,içten ama daha saldırgandı. Çocuk kalmış bir milletin aynası gibiydi, bizim gibiydi.
Siz Ağrı`nın Derinliği`yle solun bendeki eksik tadını tanımlamama vesile oldunuz. "Anlamıyorum"larınızın hepsinin olmasa bile genişçe bir bölümünün cevabını bulduğumu düşündüm okurken. Çünkü bence anlamadıklarınız aslında çocukluğunuzda ister istemez oldukça tek yanlı şekillenmiş olan "Türk" kimliği ve bilinci üzerinde kilitleniyordu. Satırlarınız arasında ısrar ve inatla ,sizinle -her ne kadar siz bu tanımlamadan bir ileri iki geri bir mesefede uzak durmayı yeğleseniz ama bir yandan da rakı tokuşturmalarda onunla sarmaş dolaş oluverseniz bile- ortak bir kimliğimiz vardı. Ben bu kimliğe sahip olmaktan hep memnundum, onu kabullenmiş,sevmiş, ben etmiştim. Sizden de bunu bekledim kitap boyu, ah dedim bir de Ermenileşiveren Türklere hayret eden Türkler gözüyle bir cümlecik olsun konuşsa diye bekledim. Ah dedim, bir de Van`da ,Erzurum`da, Kars`ta erkekleri Batı`da savaştayken başsız kalan çoluk çocuğun kadınların ve yaşlıların gözüyle hatırlasa katledilişlerini Ruslarla bir olup hayallerinin devletini kurmaya girişen Ermeni çeteleri tarafından. Anlamadım değil, anladım yorumsuz dinleme gayretinizi Ermenileri, anlama gayretinizi nesilden nesile anlatılan acıları. Ama işte akıl sır erdiremedim "onurumuzu satın alabileceğimiz" bir fiyat sunan Amerikalı Ermenilere söyleyebileceğiniz bir Türk cümleniz olmamasına. Türk değilim mi diyeceksin Ece Abla, Türk değilim senin anladığın anlamda mı diceksin? Oysa ben etnik kimlikten öte insan kimliğimizi kastediyorum, haksızlığa tepki koymaktan söz ediyorum, ezilene sahip çıkmaktan bahsediyorum. Hep sözünü ettikleri o "adalet" ten dem vuruyorum. Adalet istediğim yerler öyle çok oldu ki kitap boyunca...Ve hep merak ettim acaba Ece Abla neden Bilkentin Oxford`dan transfer hocası Norman Stone kadar bile Türk değil? Neden

"Türkler birgün pes ederlerse olan "onur" larına olur, onurlarından vazgeçmek olur bu pes ediş. Bunu yapmaları tarihlerine hakaret olur, işlenmeyen bir suçun siyasi baskılar sonucu kabulü olur ve yazık olur./"

diyen Justin McCharty kadar bile değil?Bu işi araştırmaya bir ömür vermiş, 70`e yakın kitap yazmış,

"Amaç niyet tahlili olduğundan Osmanlı arşivleri tabi ki çıkış kaynağımız olacak,nasıl ki Hitler dönemi Alman kaynakları Yahudi soykırımını anlatma ve tanımlamada temel kaynaksa öyle. Ve Osmanlı kaynaklarında Ermenilere karşı bir soykırım amacı güdüldüğü anlamını dahi veren tek bir satır yoktur/."

diyen Türkkaya Ataöv kadar Türk olmanı bekleyemem belki ama eserlerinden -ki her biri bol referans içeren makalelerden oluşur, kendisi okuduğum en akademik Türkçe eserlerin sahibi bir profesördür, her dediği delillidir- birini okumuş olacak kadar Ece Abla`nın Türk olmasını umabilmeyim diye düşünüyorum.

Bu kadarı bile satır aralarından sızan sıkıntıyı hafifletmese bile daha da bir anlamlandıracak çünkü. İşin "Türk" olma kısmını sıkıntı verici bir zorunluluktan çıkaracak belki ozaman Ece Abla için, anlaşılabilir bir sebep, kimbilir hatta gerçek bir kimlik- sıkıntı vermeyen, yanlışıyla doğrusuyla her kimlik gibi olan ve halkının acısını içinde barındıran- haline dönüşecek belki. Benim de Türk tarafı olarak kitap boyu duyduğum duyduğum sıkıntı hafifleyecek belki o vakit. Çünkü o zaman sadece Ermeniler anlaşılmaya çalışılmayacak, benim haksızlıktan, adaletsizlikten, suçsuz yere suçlanmaktan,onursuzca bir iş yapmaya zorlanmaktan gelen iç sıkıntım da hafiflemiş olacak. O özlemini çektiğimiz diyalog ancak ve ancak o noktada başlayacak...Karşıdaki Ermenilerin Ermeniliğe sahip olup sığındıkları kadar karşılarında da kimliğine sahip ve sarılan bir Türk olan Ece Temelkuran olduğu zaman, işte o zaman, halklar arası bir tarih mübadelesi, bir duygu akımından söz edilebilecek. Bir taraf Türk deyince sadece "rakı masası, meze, Rap Rap Rap, 10.yıl Marşı" anlamaktan öteye geçtiği vakit, *şikayet etmeyen, geçmişin acılarını deşmeyen, her önüne gelene kurban rolü oynamayan, yaşadığı çok acı günleri anlatmaktan dahi utanan Doğulu dedeler de ozaman oyunda yerlerini alacaklar.* Doğu`da başsız kalmış ve çetelerce zulme uğrayan halkını kurtarmak için gerekli bir savaş tekniğini işleme koyan Talat ve Enver Paşalarımıza onurları iade edilecek ozaman.Tanımadığı insanlardan nefret etme düsturu olmayan Türk halkı da ozaman yerini alacak sahada.Geçmişinin yaralarını başkalarına karş öc, intikam, nefret duyguları besleyerek diri tutmayı reddeden, Yunanlıları denize döken ama İzmir`de yapılan katliamları çocuklarına anlatmayan böylece bir gün bir Yunanlıya karşı kadeh kaldırırken "Herkes kendisinde olmayana kadeh kaldırırmış" dememelerini sağlayan bir güzel halkın çocuklarıyız biz. Balkanlardaki Osmanlı`nın kalbi olan topraklardan Balkan Savaşları sonucu çekilişimizi, orada sırf Türk diye topluca öldürülenleri, gerçek anlamda bir soykırıma tabi tutulan 6 milyona yakın kaybımızı, Amerika`ya Avrupa`ya gitmeyip illa ki ateş altındaki cayır cayır yanan vatana gelen göçmen Türkleri bilir misiniz? Bir Amerikalı "Ölüm ve Sürgün"ü yazmsa ben bilmeyecektim çoğu insan gibi bu ülkedeki. Bakın bize bunları öğretmiyorlar Ece Abla, ne annelerimizin ninnilerinde ne okul kitaplarımızda bu yola yer yok. Çocuk psikoloğu Babian Hanım`ın düsturu bizim analarımızınkine bir değil. O acımasızca zehirlemeyi tercih ediyor çocuklarının kanını, benim annem etmiyor. Bence bunu görelim, aradaki farkı bilelim. Erivan`da bir Türk ölse kimse Türk oluvermez, bizde bir ömür "ben Türküm" demeyi içine sindirememiş kitleler bir anda "Ermeni oluverir", aradaki farkı atlamayalım. Atladığınızı mı düşünüyorum? Evet aslında öyle düşünüyorum.

Sizin "Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita"nız bana gelmiş en güzel doğumgünü hediyelerinden birisiydi. Harika, umut dolu, ışıldayan bir devrime içinden bakmanın yanı sıra özellike bir ülkeyi insan neden severle ilgili, Ağrı`nın Derinliği`nde de bir benzeri olan bölümü defalarca okuduğumu hatırlıyorum. Ne kadar çok sevdiğimi, nasıl da çok yürekten katıldığımı.Sesli sesli okuyup içime sindirmeye çalışışımı sonra… Sonra bilgisayarda yazıp tüm arkadaşlarıma o yazının o kısmını onlar da okumalı diye hevesle gönderişimi hatırlıyorum. Oysa gece okurken kitabı hep size yazacaklarımı düşündüm. Aklımda cümleler kurdum bastırmak için telaşımı, ona da söyleyeceksin bunlar sakin ol diyerek telkin ettim kendimi bu sayede. Çünkü acıdım Ece Abla, bi şeyi -çok önemli bir şeyi- atlamıştın tüm o iyi niyetli gülümseyişinle kurarken cümlelerini...Türkleri atlamıştın...Bizim acılarımızı, bizim mücadelemizi, bize yapılan haksızlığı, bizim onurumuzu atlayıvermiştin. Çünkü bence bunu bilmiyordun. Yanlış anlama, çoğu şeyi bilmeyiz zaten, en uzmanız dediğimiz alanlar da dahil olmak üzere, bir de Türksen ülkene dair ne varsa bilmezsin işte. Bu suç bile değildir çoğu zaman, olağandır gözümde. Ama ben o ilk okuduğum kitabındaki ülke sevgisine dair cümleleden sonra Ağrı`nın hikayesini anlatırken sen, hayalkırıklığına uğradım sanıyorum. Çok şey öğrendim, Hrant Dink`i tanıdım bir kere, Nihat Genç`in dahi çok yakını olabilmiş Hrant Dink`i ben de çok sevdim. Ama o Ermeni`ydi bu oyunda, Ermeni tarafının "doğru" bir yüzüydü, aynen senin tanımlamandaki gibi. Ama Ece Temelkuran neredeydi? *Ermeni Hrant`ın arkadaşı Ece, Türk müydü?* Sanırım olmamışlık burada patlak veriyor. Çünkü Türk olmak Ebru`ya Rap Rap Raplardan öte çok daha yoğun ve güzel şeyler ifade ediyor. *Türk demek bence emperyalizme karşı bir halk mücadelesi vermek demek, dik durmak onurlu olmayı her şeyden öte sayak demek, Türk demek Atatürk demek, şırıl şırıl Türkçe demek, Karadeniz, Akdeniz ve Ege demek, İstanbul demek, Ankara demek.Mevlana, Yunus ve Pir Sultan Abdal, Türküler ve Türk Sanat Müziği demek, yeryüzü cenneti demek ve"ev" demek.* Yanlışıyla, acısıyla, sevabı günahıyla her millet kadar bir millet demek. Bu bence evet farklı bir duruş çünkü ben bunların hiçbirinin yazında göremedim Ece Abla, görmeyen gözler benimse affet. Oysa bence bu fark gerekli, bu farka sahip olmak karşılıklığa dayalı sağlıklı bir tarafı yapıyor olası bir barışın bizi. Ama Ece Abla seni göremiyorum ,konumlandıramıyorum. Çünkü bizim halkımızın acılarını da Ermeniler kadar içten duyumsadığına, en azından çabaladığına inanmam içi gerekli olan satır arası duyguları bulamadım o altını çizdiğim nice güzel cümlenin arasında dahi. Belki bir duruş aradım, Atatürk`ün torunu Ece Temelkuran duruşu aradım ama sanırım boşa bir çabaydı verdiğim. Bulamadım. Üzüldüm.Haksızlığa uğramaklığın o ağızdan uzunca süreler gitmeyen acı tadı sardı ağzımı.Gitmedi hala...Hakkım olmayanı mı talep ediyorum senden?Bence değil

Benim bir Türk kızı olarak- Türk? değil, Türk.- özlediğim ne biliyor musun?Onurlu insanlar. Kimliklilik. Kişiliklilik. Sahip olunan sağlam bilgilere dayalı ,tarihten güç alan, kültürden beslenen güzel doğrular. Katiyen saldırgan değil, bencil değil, sadece doğrular. Ülkemin ihtiyacı olan da budur, insanlığın ihtiyacı olan da...Çoğu zaman bulandırsak da suları aslında tüm değişik versiyonlarına rağmen doğru tek. İsterdim ki Ermenilerin hiç değilse bir kısmına olsun sorasın, neden bu konuyu Uluslararası Adalet Divanı`nag*türmüyorlar diye. Orası bu konuda karar verebilcek tek yetkili mercii oysa ki, gerçeklere ulaşma o kadar da uzak ve zor değil oysa ki. Sağlıklı bir başlangıç için bu şart değil mi? Ben söyleyeyim, yapmazlar çünkü hukuk siyasete geçit vermez, gerçekler ve belgeler propagandanın yerini alınca ozaman Ermeni efsanesinden geriye elde bolca yalan, hikaye, resimler ve bir acı sürgün öyküsü kalır, ama her iki taraf için de acı. Ve işte bir de o noktada hiç sözü edilmeyen Doğulu Türklerin hikayesi çıkar ortaya, neme lazım oradaki toplu mezarlar açığa çıkar da "zalim Türk"ün pek de okadar zalim olmadığı anlaşılıverir...Allah korusun.

*Bizim Atalarımız daha fazlasını hakediyorlar Ece Abla*, inan bana öyle. Ve onlar sadece benim Atalarım da değil, aynı zaman da senin de Ataların. İnan ki öyle.
Ve bunda utanılıcak, sıkılınıcak,geçiştirilecek bir yan da yok, inan ki öyle
Son sözüm şudur ki, içim gibi, kalbim gibi, can suyum gibi sevdiğim ülkem eğer ki birgün ihanet ederse Atalarının emanetine, ben o gün, işte asıl o gün, boynum bükük kalırım. O gün utanırım. Başımı öne ancak o gün eğerim, ben o gün biterim ve bu topraklar da...Ve sen de


Sevgiler,
Ebru Eren

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler/Yükseklisans Öğrencisi-Asistan



#02:10# 23.12.2008 tarihli, Ebru Eren adlı yazarın makalesidir.
Bu makale toplam 1285 kez okunmuştur.
Adınız:
Soyadınız:
Mesleğiniz:
Şehir:
E-Posta
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Sizde "Özür Bekliyorum" diyorsanız,
Sol kısımdaki form yardımıyla
İmzanızı atabilirsiniz