ERMENİ SOYKIRIMI HAKKINDAKİ GERÇEKLER

ERMENİ SOYKIRIMI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(The Realites About So Called Armenian Genocide)
Prof. Dr. Mehmet SARAY*

ÖZET
Osmanlı Devleti’nin asırlarca Ermeni Milleti’ne karsı gösterdigi
hosgörü ikliminde Ermeniler, en üst düzey devlet memurluklarına geldiler ve
sadık teba onuruna eristiler. Ancak bu mutlu tablo, Osmanlı Devleti’nin
bütün gayretlerine ragmen bozuldu. Osmanlı Devleti, 19. asır boyunca
yaptıgı ekonomik, sosyal ve idarî reformlarda basarılı olamayınca basta
İngiltere, Fransa ve Rusya’nın hedefi haline geldi. Basta Rusya olmak üzere,
İngiltere ve Fransa, kendi emellerini gerçeklestirebilmek için Osmanlı
Türkiyesi’nde yasayan gayri Müslimlere, özellikle Ermenilere istiklâl vaad
ederek, onları Osmanlı İdaresi aleyhinde kıskırtmaya basladılar. Ermeniler
kurmus oldukları çesitli komiteci örgütler aracılıgıyla da pek çok masum
insanı katlettiler.
Osmanlı Devleti’nin bütün uyarılarına ragmen katliamlarını artırarak
sürdürdüler. I. Dünya Savası’nda Sarıkamıs faciasından da güç alarak
İngiltere, Fransa ve Rusya ile isbirligi yaptılar. Tüm bu yasanmaması
gereken olaylar sonucu Osmanlı Devleti, vatandaslarının can ve mal
güvenliklerini temin etmek için Ermenileri Suriye ve Lübnan taraflarına
zorunlu iskâna tabi tuttu. Bu iskân için her türlü imkânı sagladı ise de bazı
istenmeyen olayların yasanmasını engelleyemedi. Ermeniler üzerinde büyük
devletlerin oyunları sona ermedi. Milli Mücadele ve sonrası da bunların
faaliyetleri sürdü. Asala vasıtasıyla Türk diplomatları sehit edildi. Sözde
Ermeni iddialarını Türkiye’nin kabul etmesi gerektigi sürekli olarak
gündemde tutuldu. Türkiye’nin bu iddiaları etmesi asla söz konusu degildir.
Konu tarihçilerin ortak çalısmalarıyla sagduyulu yaklasımlarla isbirligi
içinde çözümlenmelidir.
Anahtar kelimeler: Rusya, İngiltere, Fransa, Ermeniler, Asala.
ABSTRACT
Because Ottoman Empire had a great tolerance for Armenians for
centuries, they became high level officials and a great loyal citizens in
* Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Arastırma Merkezi Baskanı.
Sosyal Bilimler Dergisi
13
Ottoman Empire. But this happy position of Armenians was destroyet in
spite of Ottoman State’s great efforts. Because of economic, social and
administrative reforms ruin of Ottoman State during 19. century, it became a
target of France, Russia and England. Especially Russia, England and France
promised independence to non-muslim people, especially to Armenian in
Ottoman State. They provoked them against Ottoman State. Armeniens
murdered lots of people with the help of committee organisation that they
had established before.
Inspite of Ottoman State’s warnings, they went on murdering
Armenians had a relationship with England, France and Russia with the help
of Sarıkamıs calamity in the first World War. Consequence of alle these
negative events, Ottoman Empire took measure for its citizens forced
Armenians for settling to Syria and Lebanon Ottoman State provided all of
the facilities for this settling but couldrit prevent some negative events
during settling. Strong countries didrit stop the game on Armenians. After
National Struggle, these events went on with the help of Asala Turkish
diplomats are killed.
Turkish acceptance of so called Armenian claims are stil in agenda.
Turkish acceptance of Armenians claims is not possible. This must be solved
with the help of historiens studies in common and common sense approach.
Key words: Russia, England, France, Armeniens, Asala.
***
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
Bir söylem vardır: Bir insana kırk defa deli derseniz o insan aklından
süphe etmeye baslar. Ermenilerin 90 yıldır Türkiye aleyhinde söyledikleri
yalanları bir gerçekmis gibi kabul gördü. Peki gerçek ne idi. İzin verirseniz
bu hususta ilgili kurumların bilhassa Türk Tarih Kurumunun âtıl
tutulumlarına isyan ederek bir Türkçe bir İngilizce kitap yazan ve mensup
oldugum İstanbul Üniversitesinde uluslar arası bir sempozyum tertip ettiren
ve Ermeniler ile ilgili üç doktora tezini yaptıran bir tarihçi ve 5 aylık Atatürk
Arastırma Merkezi Baskanı olarak Atatürk’ün su tespitlerini dikkatinize
sunmak istiyorum.
Osmanlı Türkiye’sini aralarında paylasmaya karar veren1 Batılı
Emperyalist Devletler bir taraftan Ermeniler ve Rumlar basta olmak üzere
gayrimüslim unsurları Türkiye aleyhinde tahrik ederken diger taraftan da
Türklerin Hristiyan milletleri kötü davrandıgı ve zulm ettigini yaymıslardır.
1 Genis biligi için Bkz.: A. Hursit Tolon, I. Dünya Savası Sırasında Taksim Anlasmaları ve
Sevr’e giden yol, ATAM, Ankara 2004.
Mehmet SARAY
14
XIX. yüzyıldan XX. yüzyılın baslarına kadar devam eden bu Türk
aleyhtarı yazılar ve sözler Milli Mücadele yıllarında en yüksek seviyeye
çıkmıstı. Her ne kadar kilise ve bazı aydınlar Türk aleyhtarı bu kampanyanın
öncülügünü yapsalar da politik alanda bu iddiaları en çirkin bir sekilde
yürütenler ise Lloyd George ve Georges Clemenceau olmustur2. Bu gerçek
dısı iddiaları yayanlara Atatürk söyle cevap veriyordu:
“Milletimiz aleyhinde söylenenler bütünüyle iftiradır. Milletimizin
zalim oldugu iddiası bastanbasa yalandır. Hiçbir millet, milletimizin daha
çok yabancı unsurların inanç ve adetlerine riayet etmemistir. Hatta denebilir
ki, baska dinlere mensup olanların dinine ve milliyetine riayetkâr olan
yegâne millet bizim milletimizdir.
Fatih, İstanbul’da buldugu dinî ve millî teskilatı oldugu gibi bıraktı.
Rum Patrigi, Bulgar Eksarhı ve Ermeni Kategikosu gibi Hıristiyan din
reisleri imtiyaza sahip oldu. Kendilerine her türlü serbestlik verildi.
İstanbul’un fethinden beri, Müslüman olmayanları mazhar bulundukları bu
genis imtiyazlar milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en büyük
müsaadekâr ve civanmert bir milleti oldugunu ispat eden en büyük
delilidir.”3
Müslüman olmayan bazı azınlıkların yabancı entrikalara kapılarak
elde ettikleri ayrıcalıkları kötüye kullanarak, Müslümanlara karsı, vahsiyane
saldırılarda bulunduklarını ve baslarına dert açtıklarını ifade eden Atatürk,
esas Avrupa ülkelerinin baska dinlere ve milliyetlere zulmettigini
hatırlatmıstır. 26 Subat 1921’de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit’in
sorusu üzerine Atatürk, Ermenilerin ve Rumların yaptıkları katliamları söyle
anlatmıstır: “Düsmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük
mübalagalar dısında Ermenilerin tehciri meselesi aslında suna inhisar
etmektedir:
Rus Ordusu 1915’de bize karsı büyük taarruzunu baslattıgı bir
sırada o zaman Çarlıgın hizmetinde bulunan Tasnak Komitesi, askeri
birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmisti.
Düsmanın sayı ve malzeme üstünlügü karsısında çekilmeye mecbur
kaldıgımız için kendimizi daima iki ates arasında kalmıs gibi
görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız bir sekilde
katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollara tahrip ediliyor ve Türk
köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu. Bu cinayetleri isleten
2 T. Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılasma Hareketleri, İstanbul, 1996, s.
102.
3 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.8-9.; Türklerin diger milletlerin dinine ve
kültürüne gösterdigi hosgörü hakkında bkz., M. Saray, Türklerde Dini ve Kültürel Hosgörü,
Atatürk ve Laiklik
Sosyal Bilimler Dergisi
15
saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah,
cephane ve iase ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh
zamanından itibaren kendilerine kapitülasyonların bahsettigi
dokunulmazlıklardan istifade ve bu maksada matuf olarak büyük
stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinde
yapıyorlardı.”
"İngilizlerin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak
İrlanda`ya reva gördügü muameleye hemen hemen kayıtsız bir sekilde
bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur
kaldıgımız karar için bize karsı haklı bir ittihamda bulunamaz."
"Bize karsı yapılmıs olan iftiraların aksine, tehcir edilmis
olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi sayet İtilaf Devletleri bizi
tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüs olurlardı.
"Gerek umumi harp sırasında gerek mütarekeden sonra
Ermeniler ve Rumlar tarafından Müslüman ahaliye yapılan mezalim
üzerinde durmak uzun bir hikaye olur.
"Brest Litovsk Muahedesi`nin akdini müteakip Rusların Sark
Vilayetlerimizi tahliyeye basladıkları sırada Ermeni çetelerinin yapmıs
oldukları katliam ve tahribat kafi derecede herkesin malumudur.
"Yunanlılara gelince: İzmir`in isgali sırasında öyle cinayetler
islemislerdir ki, Yunanistan`ın müttefiki İtilaf Devletleri tarafından
tescil edilmis bulunan ‘İtilaf Devletleri Tahkikat Komisyonu’ üyeleri
bile 1919 sonbaharında bu vilayeti bastan basa kat ettikten sonra
hazırladıkları raporda, Yunan makamları aleyhinde son derece agır
tenkitlerde bulunmuslardır. Yunanlıların isgal ettigi diger
bölgelerde her yas ve cinsiyetten on binlerce Türk katledilmistir."4
Atatürk’ün anlattıgı bu tarihî gerçekleri inkar edenler oldugu gibi,
Türk ve Ermeni halklarının birlikte dostça yasadıkları devirleri de hiç nazarı
itibara almamaktadırlar. İzin verirseniz Türk-Ermeni iliskilerinin tarihî
seyrini su sekilde arz etmek istiyorum:
Güney Kafkasya’dan Dogu Anadolu’ya dogru uzanan bölgede
yasayan Ermenilerin, eski çaglarda kurdugu devletler ya Bizanslılar, ya da
İranlılar tarafından yıkılmıstır. Ermeniler, devletlerini kaybetmekle
kalmamıs, eski çagların bu iki imparatorlugunun acımasız baskılan ile
muhtelif yerlere dagıtılmıs ve sürgünlere gönderilmistir. Bu siyasî baskıların
4 Metnin tamamı için Bkz.: Atatürk`ün Milli Dıs Politikası, C. I, (1919-1923), Kültür
Bakanlıgı Yay. Ankara, 1981, S. 259-276.
Mehmet SARAY
16
ardından, Bizans`ın uyguladıgı dinî baskılar Ermenilerin dramını ve
mutsuzlugunu daha da arttırmıstır.
Türkler, 1071 Malazgirt Savası`nda Bizanslıları yenip, bölgeye
hakim olunca, Ermenilerle tanısmıstır. Türklerin gösterdigi dinî ve
kültürel hosgörü, ekonomik ve Ticarî serbesti Ermeni halkını o kadar
memnun etmistir ki, zamanla Türklerle Ermeniler, et-tırnak emsali,
birbirinden ayrılmaz dostlar haline gelmislerdir. Selçuklu çagında
baslayan bu birliktelik, bazı fasılalardan sonra, Osmanlı çagında da
devam etmistir. Ermeni halkı her alandaki çalıskanlıgı ve basarıları ile
Türklerin sevgisini ve güvenini o kadar kazanmıslardır ki, Osmanlı
idarecileri, onlara, “millet-i sadıka”, yani Türk devletine ve milletine en
sadık dost halk unvanını vermistir.
Ermeniler, ister Gregoryan, ister Katolik, ister Protestan olsunlar,
dinlerini, dillerini, kültürlerini, örf ve adetlerini serbestçe yasadıkları gibi,
Rumlar ve Yahudilerle birlikte Osmanlı ekonomisinin ve ticaretinin
motoru haline gelmislerdir. Bu çalıskanlıkları ve basarıları dolayısıyla
zengin ve mutlu bir hayata kavusmuslardır. Bir Ermeni din adamının da
dedigi gibi, hayatlarının en mutlu dönemini Osmanlı idaresinde
yasamıslardır5. Ticarî hayatın yanı sıra, sanat, musikî, egitim ve idarecilik
alanlarında da büyük basanlar elde etmislerdir.
Fakat, Fransız İhtilâlinden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımları ve
büyük devletlerin baskılarıyla Rumların istiklâlini kazanarak bir devlet sahibi
olması, Sırpların ve Bulgarların silâhlı mücadele ile aynı yola girmesi, bu
arada Ermenileri de silâhlı mücadeleye sevk etmistir. Dogal olarak, hem
Türkiye`de yasayan ve hem de Avrupa ülkelerine yerlesmis zengin ve
aydın Ermenileri tesir altına almıstır. Osmanlı ticaretinde rekabet
yaptıkları Rumların devlet sahibi olması, haklı olarak Ermenileri "Ne için
bizim de müstakil devletimiz olmasın?" düsüncesine sevk etti. Bu fikirler,
Osmanlı Türkiye`sinde açılmıs olan yüzlerce misyoner okulunda, Ermeni
dili ve kültürünün yanı sıra, hürriyet, vatan ve istiklâl gibi fikirlerinde
ögretilmesi ile Ermeni gençleri arasında hızla yayılmaya basladı.
Bu gelismelerin farkına varan Osmanlı idarecileri Tanzimat ve
Islahat Fermanları ile, basta Ermeniler olmak üzere bütün Hıristiyan halklara
daha genis haklar verdi. Bununla da yetinmeyen Osmanlı idarecileri, hem
Ermenileri daha da memnun etmek, hem de yabancı devletlerin
müdahalesine fırsat vermemek için "Ermeni Milleti Nizamnamesi"ni
nesrederek, Ermenilere kendi kendilerini idare edebilecek bir nevi otonom
statü verdiler. Bütün bu gelismelerden, Osmanlı Türkiye`sinde yasayan
Ermenilerin büyük çogunlugu memnun oluyordu.
5 Y.G.Çark,Türk Devleti hizmetinde Ermeniler (1453-1953), İstanbul 1953,Sayfa 44-48.
Sosyal Bilimler Dergisi
17
Ne var ki, Osmanlı Devleti’nin, 19. asır boyunca yaptıgı ekonomik,
sosyal ve idarî reformlarda basarılı olamayısı, tam bir sömürgeciemperyalizm
çagının basladıgı o devirde, bu devleti rakiplerinin ana hedefi
haline getirmisti. Basta Rusya olmak üzere, İngiltere ve Fransa, kendi
emellerini gerçeklestirebilmek için Osmanlı Türkiye`sinde yasayan gayri
Müslimlere, özellikle Ermenilere, istiklal vaad ederek, onları Osmanlı
idaresi aleyhinde kıskırtmaya basladılar. Rus İdaresi`ndeki Tiflis`te kurulan
Tasnak, İsviçre`de kurulan Hınçak komitelerini egiten, onları manen ve
maddeten destekleyen sömürgeci devletler, bu iki militan grubun
Türkiye`deki Ermenileri örgütleyerek devlet aleyhinde ayaklanmalarına ve
pek çok masum insanın ölümüne sebep olmuslardır.
Bu gelismeler, hem Osmanlı Devleti’ni ve hem de Türk halkını soke
etmis ve son derece üzmüstür. Osmanlı yetkilileri Ermeni halkını isyanlara
tesvik etmemesi için bu komite yöneticilerini ve Ermeni din adamlarını ikaz
etmis ise de, bir netice alamamıslardır. Asırların içinde kurulan dostlukları,
karsılıklı saygı ve güveni bozan bu isyancı Ermenilere Türk halkı haklı
olarak gücenmis ve kırılmıstır. Hele Ermenilerin, I. Dünya Savası`nda
İngiltere, Rusya ve Fransa ile isbirligi yapmaları, Türk halkını ve
yöneticilerini kızdırmıstır. 1914 sonlarında Enver Pasa`nın Ruslara karsı
baslattıgı Dogu seferinde 90.000 kisinin hayatını kaybetmesi, bir müddet
sonra baslayan Çanakkale muharebelerinin bütün siddetiyle devam
etmesi, Türk askerî ve sivil yöneticilerini büyük sıkıntılar içine
sokmustu. İste bu sıralarda Dogu Anadolu`daki Ermenilerin hem Ruslarla
isbirligi yapmaları ve hem de isyan etmeleri, Osmanlı hükümetini zecrî
tedbirler almaya sevk etmistir. Bölgede asayisi temin etmek ve Dogu
cephesindeki askerî birliklerin geri emniyetini saglamak için, Osmanlı
hükümeti Orta ve Dogu Anadolu`da yasayan Ermeni halkından terör ve
isyana destek vermis olanları bulundukları yerlerden alıp, Suriye ve
Lübnan taraflarına mecburi iskana tabi tutmustur. Osmanlı Devleti, harp
esnasında her devletin alabilecegi ve aldıgı bu karan, yasal prosedürü
içinde uygulamıstır6. Ama bütün gayretlerine ragmen, ulasım vasıtalarının
yetersizligi, göçmenlerin emniyetini saglayacak görevlilerin yetersizligi,
kıs sartlan ve hastalıklar yüzünden bu göç ve iskan esnasında pek çok
üzücü olayın meydana gelmesini önleyememistir. Her ne kadar hükümet,
vazifesini yapmayanları cezalandırmıs ise de, ortaya çıkan üzücü olayları
telafi edememistir. Bu menfi gelismeler üzerine hükümet, önce bazı
bölgelerde göçü durdurmus ve daha önce göç ettirilen Ermeni halkının
büyük kısmının da emniyet içinde geri dönmelerini saglamıstır.
6 Herkesin mal ve can güvenligini saglayacak yasal tedbirler ahnmıstır. Bkz.
M.Saray,Ermenistan ve Türk Ermeni îliskileri.İstanbul, 2003, sayfa 58
Mehmet SARAY
18
Ne var ki, Türkiye ve Ermeniler üzerinde oynanan oyunlar henüz
bitmemisti. Fransızlar ve İngilizler, Mondros Mütarekesi sartlarını hiçe
sayarak Maras`dan Adana`ya kadar uzanan güney vilâyetlerini isgal ettiler.
Aralarındaki anlasma geregi Fransızlar bölgenin kontrolünü devraldılar.
Fransız askerleri ile bölgeyi kontrol edemeyecegini anlayan Fransa, kendi
himayesinde Ermenilere, "Kilikya Ermeni Krallıgı"nı kuracagını söyleyerek
onları son bir maceraya sürüklemistir. Fransızlara güvenen Ermeni din
adamları tehcirden dönen Ermenilerin önemli bir kısmını güney
vilâyetlerine göndererek oradaki soydasları ile birlikte hem kendilerinde ve
hem de Türklerden binlerce hayatın kaybolmasına sebep olmuslardır.
Yaptıgı tesebbüste basarılı olamayan Fransa, Türkiye ile anlasarak Ermenileri
kaderleriyle bas basa bırakmıstır. Atatürk`ün Türkiye`de kalabileceklerini
söylemesine ragmen Ermeniler, "Türk Halkına çok kötülükler yaptık.
Burada kalıp onlara merhaba komsu diyecek yüzümüz yok" diyerek
Türkiye`den ayrılmıslardır7.
Bu arada İngilizler, müttefiklerinin de yardımı ile, sözde soykırım
mahkemesi olusturmuslar ise de, Türklerin, Ermenileri kasıtlı olarak
öldürdüklerine dair bir delil bulamadıkları için kurdukları mahkemeyi
lâgvetmek mecburiyetinde kalmıslardır.
Lozan Barıs Görüsmeleri esnasında İngilizler ve Fransızlar,
Ermeniler için yeniden toprak talebinde bulunmuslar ise de, Türk heyeti
baskanı İsmet Pasa`nın gerekçeli itirazı ile konu gündemden düsmüstür.
İngilizler ve Fransızlar, uzun süren Ermeni hamiligini bırakarak, Türklerin
aklılıgmı kabul etmis ve Lozan Barıs Antlasmasını imzalamıslardır.
Böylece, Ermeni konusu hukuken bütün tarafların gündeminden çıkmıstır.
Ermenileri, emperyalist emelleri için en çok kullanmıs olan Çarlık
Rusya`sını devirerek Sovyet rejimini kuran Bolseviklerin, Ermeni konusunu
yepyeni bir boyut ile ele aldıgını görüyoruz. İkinci dünya harbi sonunda
bogazların müsterek kontrolü ile birlikte Kars ve Ardahan`ı Ermeniler için
isteyen ve Türkiye`yi resmen tehdit eden Sovyet yönetimi, Türkiye`nin
Nato`ya girmesi üzerine, önce Erivan`da bir Soykırım Anıtı diktirmis, sonra
da Ermeni tehcirinin 50. yıldönümü olan 1965`de Ermenilerin Türkiye
aleyhinde teröre basvurmaları için her türlü yardımı yapmıstır. Ermeni
terör örgütü ASALA’yı egiten Sovyetler, bu terör örgütünün pek çok Türk
diplomatını öldürmelerine sebep olmustur.
Ermeniler, yaptıkları terörün dünya kamuoyunca tasvip
edilmedigini görünce, bu sefer de Ermeniler’den zorla topladıgı para,
Fransa ve ABD`deki Ermenilerin oylan ile satın aldıkları bazı
7 M.Saray, Ermenistan ve Türk Ermeni İliskileri, s. 90-91
Sosyal Bilimler Dergisi
19
milletvekillerini Türkiye aleyhinde bazı ülkelerde soykırım yasaları
çıkartmaya baslamıslardır.
İste bu olayların cereyan etmeye basladıgı 1980’lerin basından
itibaren Türk Tarih Kurumu ile 1983`te kurulan Atatürk Arastırma Merkezi
Baskanları iyi birer proje hazırlayarak Ermeni konusunu ele alsalar ve
belgelerle Ermeni iddialarını çürütselerdi konu asla bugünkü kadar
aleyhimize gelismezdi.
Ermeni dostlarımız, onları kıskırtan ülkelerin ve mihrakların da
yardımı ile bu olayı o kadar yanlıs yöntemlerle yanlıs yerlereg*türerek,
Türkiye`yi ve Türk halkını suçlamıslardır ki, bunu kabul etmemiz mümkün
degildir. Çünkü olaylara objektif bir sekilde bakıldıgında, Türk Devleti`nin
ve milletinin böyle bir suçlamayı hak etmedigi görülecektir. Bu konuda
arastırma yapan bir akademisyen olarak, gerçeklerin ortaya çıkarılarak
bütün medeni dünyanın gözü önüne serilmesini ben de istiyorum. Zira,
hem Türklerin, hem de Ermenilerin pek çok insan kaybettigi o devrin
olayları, Ermenilerden daha çok bizi üzmüstür. Çünkü hem Türkler daha
çok kayıp vermis, hem de asırlar boyu gelistirilen Türk-Ermeni dostlugu
bozulmustur. Biz Türkler, bütün bu olanlara ragmen Türk-Ermeni
dostlugunu yeniden kurmak ve canlandırmak istiyoruz. Bu sahada
üzerimize düseni yaptık ve yapmaya da devam edecegiz. Yeter ki Ermeni
dostlarımız da samimi olarak bizimle isbirligi yapsınlar, Tasnak ve
Hmçak komitelerinin kindar tutumundan ve baskılarından
kendilerini kurtarsınlar.
Rahmetli Kâmuran Gürün Bey`in baskanlıgında bendeniz. Dr. Salahi
Sonyel ve bazı meslektaslarımızla birlikte 5-9 Eylül 1990`da Ankara`da
yapılan Uluslararası Türk Tarih Kurumu Konferansında, Avrupalı ve
Amerikalı tarihçilerin huzurunda. Ermeni tarihçileri ile konuyu enine
boyuna tartısmıstık. Son sözü alanlardan biri de ben idim. Toplantıya
katılan iki Ermeni tarihçiden Prof. Levon Marashian`a meslektaslarım adına
su teklifte bulunmustum. "I. Dünya Harbi`nin propagandaya yönelik
malzemesini kullanarak olayları izah seklinden vazgeçin. Gelin bir
ortak heyet olusturalım. Bu heyet Türk, Ermeni, Rus, ngiliz, Fransız,
Amerikan ve Alman arsivlerinde çalıssın, ilgili belgeleri toplasın.
Uzmanlar önünde konuyu yeniden tartısalım. Türkler ile Ermeniler
arasında neler olmus ise, bunlara hem ilmî ve hem de resmî bir açıklık
getirelim. Böyle bir çalısmadan çıkacak sonucu biz saygı ile karsılarız."8
Benim bu konusmam i l e diger meslektaslarımın konusmaları
Prof. Marashlian tarafından teybe alınarak California`da Ermenice ve
8 Benim ve diger meslektaslarımın yaptıgı bütün konusmalar Ermenice ve İngilizce çıkan
"ASPAREZ" dergisinin 29 Eylül 1990 tarihli sayısının 18-24. sayfalarında yayınlanmıstır.
Mehmet SARAY
20
İngilizce çıkan “ASPAREZ” dergisinin 29 Eylül 1990 tarihli nüshasında
nesredildi. Avrupalı ve Amerikalı tarihçilerin takdirle karsıladıgı bu
açıklamamıza Ermenilerden, söz vermelerine ragmen, henüz hiçbir cevap
gelmedi.
Türk devletini yönetenler de, Türk tarihçileri de böyle ortak bir
çalısmaya hazırdırlar. Yeter ki Amerika`da, Fransa`da. Türkiye`de ve
Ermenistan`da yasayan Ermeni dostlarımız, kin ve intikam hislerini bir
kenara bırakarak, aklı selimin ve Ermeni menfaatlerinin emrettigi böyle bir
çalısma grubunu olustursunlar. Konu, ilmi objektiflik içinde ortaya
konduktan sonra, gerçekler her iki tarafça kabul edilecektir. Bu olusum,
hem eski Türk-Ermeni dostlugunu ihya etmeye ve hem de her iki halkın
da menfaatine olacak yeni gelismelere ve isbirligine fırsat verecektir.
Bu arada, Ermenistan`ın devletlerarası hukuku çigneyerek isgal
ettigi Azerbaycan topraklarını bosaltması ve Hocalı’da yap tıklan katliamdan
dolayı Azerbaycan halkından özür dilemesi gerekmektedir. Ermenistan
isgal ettigi topraklan bosalttıktan sonra Türkiye-Ermenistan hudut
kapısının açılması düsünülebilir.
Lütfen tarihçilerin gerçekleri ortaya koymak için yaptıgı ve
yapacagı tesebbüsleri yazılarınızla destekleyiniz. Gerçekler objektif bir
sekilde ortaya konmadıgı sürece yapılan arastırmalar ve bazı
aydınlarımızın delilsiz öne sürdügü görüsler halkımızın kafasını
karıstırmaktan baska bir ise yaramayacaktır.
Son günlerde siyasi partilerimizin, Sayın Basbakanımız ile Ana
Muhalefet Partimizin Sayın Baskanı konunun halli için gösterdikleri gayreti
de son derece olumlu bulmaktayız. Yeter ki konu ehil ellere havale edilsin.



#14:05# 24.12.2008 tarihli, Prof. Dr. Mehmet SARAY adlı yazarın makalesidir.
Bu makale toplam 1415 kez okunmuştur.
Adınız:
Soyadınız:
Mesleğiniz:
Şehir:
E-Posta
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Sizde "Özür Bekliyorum" diyorsanız,
Sol kısımdaki form yardımıyla
İmzanızı atabilirsiniz