İYİ NİYETLİ” mi? “BARIŞ AMAÇLI” mı?

"1915`de Osmanlı Ermenileri`nin maruz kaldığı Büyük Felâket`e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum"

Başlığı ile açılan imza kampanyasını “İYİ NİYETLİ” “BARIŞ AMAÇLI” bir kampanya olarak görmek mümkün değildir.

1) 1915 öncesi ve sonrası yaşananları kimse inkar edemez. Ama o tarihlerde sadece Ermeni kardeşlerimiz acı yaşamış gibi tek taraflı da özür dilenemez.
2) “Büyük Felaket”, Ermeni Diasporasında “Soykırım” anlamında kullanıldığını bile bile; kampanyayı başlatan aydınlarımızın soykırımı kabul etmediklerini açıklamaları da bir başka çelişkidir.
3) “İnkar edilmesini”, yaşanan acıların inkar edilmesi mümkün mü? Ama tek taraflı ÖZÜR ün “Türk Milletinin” geçmiş ve geleceğini taahhüt altına alır şekilde kullanılması kabul edilemez ve iyi niyetten uzaktır.
4) “Vicdanım kabul etmiyor” sadece imza atanlar vicdanlıdır anlamına gelmektedir.
5) Yüzünü batıya dönmüş, batılı emperyalistlere bakın bizde sizdeniz mesajını vermek amacını güden bu kampanyaya imza atan aydınlarımız:
“Sevr Antlaşmasını” imzalayan, Osmanlı Aydınlarının zihniyetiyle, çalıştıklarını göstermektedir.
6) “Adaletsizlik”, Batılı Emperyalistlerin “Osmanlı” üzerinde oynadıkları oyunlardır. “Sevr” (Böl, Küçült,Yönet) yüzyıllardır süren “Batı Rüyasıdır”.. Ne acı bir ADALETSİZLİKtir ki bu rüya hala devam etmektedir.
7) Ülkemizin sınırları, uluslar arası antlaşmalarla belirlenmiş olmasına rağmen; “Ermeni Diasporası”nın, “Doğu Anadolu”muzu Ermeni toprakları olarak gösterdiği haritaları aydınlarımızın bilmemesi mümkün değildir.
8) “Sevr” (Böl, Küçült, Yönet)” “Batı Rüyasının”, en büyük kanıtı ise: BALKANLAR’da, KAFKASYA’da, ORTADOĞU’da yaşanan ve halen yaşanmakta olan büyük acılardır.
Aydınlarımızın bunları göz ardı etmesi “vicdan” sözcüğü arkasına saklanmalarını da ortadan kaldırmıştır.
8) “Türk Milleti” PARANOYA içinde diye düşünen bu aydınlar; sınırlarımızın 4 bir yanında yaşanan savaş ve katliamlardan da Bİ-HABER olmaları mümkün değildir.
9) “Tüm yaşanan savaşlara, acılara neden olanları kınıyorum” cümlesini ekleyebilselerdi, iyi niyetli olduklarını ve tek taraflı olarak “TÜRK”leri suçlamadıklarını düşünebilirdik
10) Yıl 1919... İngilizler İstanbul`da önde gelen vatansever politikacı ve aydınları tutuklayıp Malta Adası`na sürgün ediyorlar.
Toplam 140 devlet adamı ve aydın... İslamcı aydın sadrazam Sait Halim Paşa, Türkçü düşünür Ziya Gökalp, Batılılaşmacı Hüseyin Cahit bunlar arasındadır. Hepsi katıksız vatanseverdir.
İngilizler bunları hem "savaş suçlusu", hem "Ermeni kırımının suçlusu" olarak yargılamak kararındadır. İşte, İstanbul`daki İngiliz amirali Webb`in hükümetine gönderdiği telgraf:
"Ermenilere zulmeden herkesi cezalandırmak için Türkleri toptan idam etmeli... Cezalandırma işlemi, hem Türk imparatorluğunu parçalayarak milleti cezalandırma, hem de yüksek görevlileri ibret verici bir şekilde yargılayarak kişileri cezalandırma biçiminde olmalı..."

İNGİLİZLER buna hazırlanırken Tevfik Paşa başkanlığındaki İstanbul hükümeti bir girişimde bulunur: Madem yargılama yapılacak, öyleyse tarafsız bir uluslararası mahkeme kurulsun, hakimler İsviçre, İspanya gibi tarafsız ülkelerden seçilsin!.. (Sf. 208 vd.)
İngilizlerde bir telaş! Savaş galibi İngiltere hemen `tarafsız` ülkelere baskı yapar. Onlar da bir soruna bulaşmamak için hakim vermezler! Ve İngiltere Sevr Andaşması`nın 230. maddesine şu hükmü koydurur:
"Osmanlı hükümeti kırım suçlularını Müttefikler`e teslim etmeyi taahhüt eder. Hakim seçme yetkisi Müttefikler`indir ve Osmanlı hükümeti bu mahkemeyi tanımakla yükümlüdür!"
İlk yargılama Batum`daki İngiliz askeri mahkemesinde başlar ama mahkeme bir türlü karar veremez, çünkü delil (kanıt) yoktur.
Sonra Malta sürgünlerini yargılamak için bütün İngiliz devlet organları seferler olur; "delil" bulacaklardır. Bu arada İstanbul`daki Ermeni Patrikliği "100 Suçlu Türk" diye bir dosya vermiştir.
Sonra bir dava açılmıştır ama davada tek kanıt yoktur, Gotthard Jaeschke`nin belirttiği gibi "dağ fare doğurmuştur." (Sf. 233)
* * *
İSTANBUL`DA bütün Osmanlı arşivi didik didik edilmiş, Ermeni Patrikhanesi`nin verdiği dosya kılı kırk yararak incelenmiştir. İngiliz arşivleri taranmıştır... Delil yok! İngiliz Yüksek Komiseri, Londra`daki Lord Curzon`dan yardım ister:
"Soykırıma dair Amerikan hükümetinin elinde bol miktarda belge bulunduğu kuşkusuzdur..." (Sf. 239)
İngiltere resmen Amerika`dan "tez elden delil gönderilmesini" ister. Amerika`daki İngiliz Büyükelçisi`nin resmi cevabı:
"Amerikan arşivlerinde Türkler aleyhine hiçbir delil bulunamamıştır..." (Sf. 244)
Ve İngiliz Başsavcılığı`nın 29 Eylül 1921`de İngiliz Dışişleri`ne gönderdiği yazı:
"Malta`daki sürgünleri mahkum ettirme şansımız hemen hemen sıfırdır..." (Sf. 245)
Bu arada artık Milli Mücadele zaferler kazanmaktadır. Ankara hükümeti bazı İngiliz esirlere karşılık Malta sürgünlerinin serbest bırakılması ister, anlaşma imzalanır Malta boşalır...
Gördüğünüz gibi “Sözde Ermeni Soykırım”ı suçlamalarından, Osmanlı “ULUSLARARASI MAHKEME” de o tarihlerde aklanmıştır.
Alıntı:
ERMENİ meselesi konusundaki önemli kaynaklardan biri Bilal Şimşir`in "Malta Sürgünleri" adlı eseridir. (Bilgi Yayınevi, Ankara 1985)

Ltf bu kitabı tüm aydınlarımıza hediye edelim.


Biz “Atatürkçü, Laik TC vatandaşları” olarak soruyoruz:

1) Tüm bunlar bilindiği halde biz “NEDEN HALA SAVUNMADIYIZ” ? Bu hükümet politikalarımızın yetersizliğinden midir?
2) Bir “özür diliyoruz” kampanyasına karşı; onlarca “özür dilemiyoruz” kampanyası başlaması; organizasyon eksikliğimizden dolayı mı, haklılığımızı savunamıyoruz sorusunu da beraberinde getirmektedir.
3) “özür diliyoruz” kampanyası ile başlatılan “ermeni düşmanlığının” kimse farkında değilmidir?
“özür dilemiyoruz” kampanyalarında yazılan hakaret dolu yazılar, bizlerin bile kanını dondurmaktadır.
4) Düşünce özgürlüğünü savunan bizler, bu talihsiz kampanyanın olumlu gelişmelere dönüştürülebileceğini görürken, politikacıların bölücü davranışlarının nedeni nedir?
5) Bizler “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyebilen ATAnın çocukları olarak, bu bağnaz fanatiklerin sözlerine de katılmadığımız halde, TC vatandaşlarının yüzü olarak onların lanse edilmesinin sebebini nedir?
6) Faili meçhul cinayetler ülkesi gibi görünen ülkemizde, TC Hükümetlerinin, bu utancı yok etmek için çaba harcamamasının sebebini nedir?
7) Cahil bırakılarak “bağnaz ve fanatik” büyük bir kitle yaratan TC Hükümetlerinin bu politikası altında ki nedenler nedir?
8) Atamızın “Ne Mutlu TÜRKüm Diyene” sözünün, anlaşılmasını bu kadar zorlaştıran nedenler nelerdir?



#16:21# 23.12.2008 tarihli, Tanser Özdağ adlı yazarın makalesidir.
Bu makale toplam 1461 kez okunmuştur.
Adınız:
Soyadınız:
Mesleğiniz:
Şehir:
E-Posta
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Sizde "Özür Bekliyorum" diyorsanız,
Sol kısımdaki form yardımıyla
İmzanızı atabilirsiniz