HUKUK VE ADALET NEREDE?

HUKUK VE ADALET NEREDE?

Cavid VELİEV
TUSAM Kafkasya ve Yakındoğu Masası
[email protected]

Ermeni tarihçiler, devlet adamları, diplomatlar ve akademisyenler 1915 olaylarının “soykırım” olduğunu iddia ederken Ermeni örgütleri ve Ermenistan’ın yaptığı soykırım ve terörist eylemlerden hiç bahsetmemektedirler. Hâlbuki en azından Ermeni tarihçileri gerçekçi davranabilir, gerçeği yazabilirler. Zira tarihçilerin kaidesi şöyle olmalıdır: “Bir konunun bütün yönlerini ele al; kendi önyargılarını kenara bırak. Ancak o zaman gerçeği bulmayı umabilirsin”. İşte bu nedenledir ki tarihçi gerçeği sever ve önyargılarını bir kenara bırakırsa gerçek bir tarihçi olabilir.

Kurulduğu dönemde nüfusunun yarısı Türk olan Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında bugün bir tane bile Türk kalmamıştır. Türk devletlerinde on binlerce Ermeni yasal ve yasa dışı yollarla yaşarken Türkler topraklarını paylaştıkları Ermeniler tarafından kovulmuştur. Bu kovulma sıradan bir kovulma olmadığı gibi daha sonralar Ermenilerin bu eylemleri Ermenistan toprakları dışına taşmış ve büyük Ermenistan doktrini çerçevesinde bu sürgünler korkutma, yıldırma, intikam alma, etnik temizlik ve soykırım eylemlerine dönüşmüştür. 1988’de Ermenistan’ın ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermenilerin Azerbaycan’a karşı başlattığı savaşta Azerbaycan toprakları sayesinde kendi yüzölçümlerini genişletmeyi amaçlayan Ermeniler, bu savaşta kendi kimlikleri ile bütünleştirdikleri sözde soykırımın intikamını Türklerden almaktan çekinmemişlerdir.
Ermenilerin Türkler’e yönelik en son soykırımı Karabağ Savaşı sırasında 25-26 Şubat 1992’de Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında yapılmıştır. Tarihî müttefikleri Rusların bölgeye yerleşen 366. Alayı’ndan da destek alan Ermeniler, daha önceden planlanmış şekilde 25 Şubat 1992’yi, 26 Şubat 1992’ye bağlayan gece Azerbaycan’ın 7 bin nüfusluk Hocalı kasabasının giriş ve çıkış yollarını kapatarak, sistematik bir katliam gerçekleştirmiştir. Sivil, eli silâhsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledilmiştir. Resmî verilere göre o gece 613 kişi hunharca öldürülmüştür. Bunlardan 83 çocuk, 106 kadın acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüş, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmıştır. Geri kalanlar ise bin bir zorlukla ancak canını kurtarabilmiştir. 26 çocuk yetim ve 130 çocuk ise öksüz kalmıştır. İngiltere’nin Sunday Times gazetesi 1 Mart 1992 tarihli sayısında Hocalı olaylarını, “Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etti” şeklinde duyururken, Rusya’nın İzvestia gazetesi 13 Mart 1992 tarihli sayısında olayların iştirakçisi Yüzbaşı Leonid Kravets, Hocalı yakınlarındaki tepede yüzlerce ceset gördüğünü ve bunların çoğunun özel işkencelerle öldürüldüğünü ifâde etmiştir.
Olay öncesi ve sonrasına ait belgeler ve veriler olayın soykırım olarak tanımlanması için yeterli olmasına rağmen olayın üzerinden 16 yıl geçmiş olduğu halde yetkili ve sorumlu hiçbir uluslararası kuruluş bu konuda adil ve hukuki bir değerlendirme yapmamıştır. Bu da Hocalı’ya ilişkin soykırım-katliam tartışmasının yaşanmasına neden olmaktadır. Daha önce, Hocalı iştikakçısı Ermenilerin yazdıkları kitaplarda olayla ilgili bölümlerden yola çıkarak Hocalı’nın uluslararası hukuk açısından bir soykırım olduğunu ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Ermeni yetkililerin verdiği bilgilere ve tarihi gerçekliklere dayanarak Hocalı katliamının değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.

Ermenilerin Soykırım İradesi

Soykırım için gerekli “yok etme iradesinin” varlığını ispat için, soykırım fiillerinin uygulanmasından önceki döneme bakıp, bu iradenin oluşmaya başlayıp başlamadığını araştırmak gerekiyor. 1992 Hocalı Soykırımı öncesi döneme baktığımız zaman Ermeniler tarafından Türklere yönelik yok etme iradesinin 19. yüzyılın sonlarına doğru oluştuğunu ve fırsat buldukları zaman örgütlü bir şekilde bu suçu işlediklerini görebiliriz. Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri 1905–1918 arasında Anadolu ve Güney Kafkasya’da; Ermenistan Devleti ise 1918’den günümüze kadar 4 aşamalı olarak Türklere yönelik ırkçılık temalı sistematik ve planlı yok etme politikaları izlemiştir. Ermenilerin Türklük karşıtı ilk eylemleri Rusya’nın da desteğiyle 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay Anlaşmaları’ndan sonra başladı. Birinci aşamada 1828–1887 yılları arasında çeşitli bölgelerden getirilen Ermeniler, Azerbaycan coğrafyasına yerleştirilerek sayıları suni bir şekilde artırılmıştır. Bu dönemde onlar, bu topraklarda sayılarını çoğaltıp, Çar hükümetinin onlara olan sıcak münasebetinden yararlanarak, kendilerini mazlum göstermişlerdir. Ermeniler aynı zamanda becerikli olduklarını da sergileyerek, yerli insanlar arasında nüfuzlarını artırmış ve böylece ekonomik durumlarını iyileştirip yeni topraklar ele geçirmişlerdir. Bu işlerinde Çar hükümeti Ermenilere her zaman yardımcı olmuştur. Ermeniler ikinci aşamada ise 1887–1918 yılları arasında teşkilatlanarak Hay-Dat Doktrin’i çerçevesinde bağımsız Ermenistan için terör ve soykırım yönetmelerine başvurmuşlardır. Bu dönem aynı zamanda nüfus dengesinin Ermeniler lehine değiştirilmesinin devam ettiği dönem olmuştur. Üçüncü aşamada ise 1918–1988 yılları arasında bir devlet olarak “Sadece Ermenilerin yaşadığı bir Ermenistan” siyaseti hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamında köy, kasaba ve şehir isimlerinin Ermenileştirilmesi ve Türklerin zorla Ermenistan’dan yani yaşadıkları yerlerden göç ettirilmesi söz konusu olmuştur. Dördüncü ve son aşamada ise Ermenilerin yayılmacı siyaseti irredantizme dönüşmüştür. Hocalı soykırımı da dördüncü aşamada gerçekleşmiştir ancak ne Hocalı’yı ne de diğer saldırıları tek başına değil 19.yüzyıldan beri süregelen sürecin bir parçası olarak görmek gerekiyor.

Nefret Duygusu ve Hocalı Soykırımı

Bir suçun soykırım sayılabilmesi için sanıkların bir grubu “grup olarak” yok edecek kadar nefret duyduklarının kanıtlanması gerekiyor. Olaya bu pencereden baktığımız zaman Ermenistan ve diaspora Ermenilerinde 19. yüzyılda başlayan ve hala devam eden Türk karşıtlığını bir ırkçılık olarak görebiliriz. Söz konusu Ermenilerin besledikleri Türk karşıtlığı duyguları İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’daki anti-semitizme eşdeğer tutulabilir. Tek farkı Ermeniler’in bunu belli bir zaman sınırlamasında, toplu olarak uygulamaya dönüştürmek için Hitler’in gücüne sahip olmamalarıdır. Fakat tarihe dönüp baktığımız zaman Türk devletlerinde istikrarsızlık yaşandığı dönemlerde, dış güçlerin de desteğiyle, bu fırsatları kaçırmadıkları gerçeğini görebiliriz.

Hocalı’da yaşayan Azerbaycanlı nüfusun Türk olduğu için yok edildiği gerçeği daha önce yazılmıştı. Hocalı’da soykırım yapanların nefret duygularını açığa vuran konuşma ise Ermenistan’ın başbakanı ve cumhurbaşkanı adayı Serj Sarkisyan tarafından yapılmıştır. İngiliz gazeteci Thomas de Vaal, dönemin Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’a Hocalı Soykırımı’nın nedenlerini sorduğu zaman Sarkisyan aynen şu yanıtı vermiştir “Biz bu konuda yüksek sesle konuşmak istemiyoruz. Hocalı’ya kadar Azerbaycan bizim sivillere saldıramayacağımızı düşünüyordu fakat Hocalı’da biz bu klişeyi kırdık. Ayrıca Hocalı’ya saldıran birliklerimizin Bakü ve Sumgayıt’tan kaçan Ermeniler’den oluştuğu gerçeğini de kabul etmemiz gerekiyor.” Polis şefi Valeri Babayan da, “Hocalı’ya saldıran birlik Azerbaycan’ın Sumgayıt ve diğer bölgelerinden gelenlerdi” derken Sarkisyan’ın dedikleri tasdiklenmiş oluyordu. 1988 yılında Ermenistan kendi topraklarında yaşayan Azerbaycan Türkleri’ni trenlere doldurup Azerbaycan’a gönderince, Azerbaycan’ın Sumgayıt ve Bakü şehirlerinde de Ermeniler Ermenistan’a gönderildi. Fakat daha sonra özellikle Sumgayıt olaylarının Rusya istihbaratının kışkırtmasıyla meydana gelen bir provokasyon olduğu ortaya çıktı. Sonuçta olaylar sırasında Azerbaycan’ı terk eden Ermeniler’de Azerbaycan Türkleri’ne karşı bir nefret ve intikam duygusu vardı ve Hocalı’da bunu dışa vurmak için fırsat buldular. Sarkisyan’ın sözleri de Ermeniler’in Hocalılara karşı Azerbaycan’dan göç eden Ermeniler’den oluşan özel bir “İntikam Tugayı” oluşturduğunun ifadesidir. Ayrıca Hocalı saldırısı uzun zamandır planlanmasına rağmen Sumgayıt olaylarının dördüncü yıl dönümüne denk gelmesi tesadüf olarak görülemez.

Neden Soykırım Olarak Tanınmalı

Hocalı’nın Türklere karşı yapılan bir soykırım olduğunun belgelenmemesi Ermeniler için bir fırsattır. Ermeniler Hocalı’da yaptıkları soykırımın fotoğraflarını Türklere karşı kullanmakta ve o fotoğrafların Ermeniler’e karşı yapılan katliamların belgesi olduğunu iddia etmektedirler. Örneğin, Rusya’nın "Moskovski Komsomolets" gazetesinin desteğiyle New-York’ta yayınlanan V Novom Svete/Yeni Kıta ekinde Edvard Pariyantsın tarafından “sözde Ermeni soykırımı” ile ilgili yazılan “Ermeni Soykırımı Gerçeklikleri” başlıklı makalede Hocalı fotoğrafları kullanılmıştır.

19. yüzyıldan başlayarak Türkler’e yapılan saldırıları durdurmanın tek yolu, tarihin derinliklerine gömülmeden Hocalı’yı soykırım olarak tanımaktan ve iştirakçilerini cezalandırmaktan geçer. Hocalı’nın soykırım olarak tanınması asıl soykırımcı tarafın Ermenistan olduğunu gösterecek ve bu bağlamda Ermenilerin dünya genelinde Türklere’e karşı başlattığı propagandaların ters tepmesine neden olacaktır. Diğer yandan Hocalı’nın bir soykırım olarak tanınması adalet duygusu ve hukuk anlayışını da kuvvetlendirecektir.



#15:59# 23.12.2008 tarihli, Cavid VELİEV adlı yazarın makalesidir.
Bu makale toplam 1377 kez okunmuştur.
Adınız:
Soyadınız:
Mesleğiniz:
Şehir:
E-Posta
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Sizde "Özür Bekliyorum" diyorsanız,
Sol kısımdaki form yardımıyla
İmzanızı atabilirsiniz